top of page

Ormanın derinliklerinde, avını tek başına yakalayamayan yaşlı bir kurt yaşarmış. Kurt yaşlıymış ama kurnazlığı gençmiş.

Yanına bir de çakaldan bozma Vezir seçmiş.


Bu Vezir, orman ahalisinin daha önce görmediği türden bir canlıymış.

Kurt ne zaman ağzını açsa, Vezir hemen arkasından bağırırmış: “Ne kadar doğru bir kelam! Ne muazzam bir deha!”


Kurt, kuzuların ağılını daraltmaya karar vermiş,
Vezir hemen atılmış: “Efendimiz buyurdu, kuzuların spora ihtiyacı var, alanları daralsın ki çevikleşsinler!”


Kurt, kuzuların yemini yarıya indirmiş,
Vezir alkış tutmuş: “Diyet vakti! Ormanımız obeziteden kurtuluyor!”


Vezir, kuzuların gözünde bir yönetici değil, adeta kürklü bir kasapmış. Kurt’un sofrası dolsun diye gece gündüz çalışır, kuzuların kırkılan yünlerinden kendine de küçük postlar diktirirmiş.

Ne zaman bir kuzu hak aramak için sesini çıkarsa, Vezir pençesini gösterir, “Kurda itaat, ormana sadakattir!” diye kükrermiş.


Günler geçmiş, mevsim dönmüş. Ormanda büyük bir kuraklık başlamış.

Kuzularda ne kırkılacak yün kalmış, ne de kurdun dişine layık et… Ağıl bomboş kalmış. Kurt sabırsızlanmış, karnı guruldamış. Gözlerini Vezir’e dikmiş.


Vezir her zamanki gibi eğilerek, “Bugün kimi feda ediyoruz efendim?” diye sormuş.


Kurt yalayıp dişlerini göstermiş: “Bugün menüde sen varsın Vezir.”


Vezir şaşkınlıkla irkilmiş, “Ama ben sizin her dediğinize itaat ettim! Her yanlışı doğru diye övdüm! Kuzuları sizin için hizaya soktum!” diye feryat etmiş.


Kurt, pençesini Vezir’in omzuna koymuş ve fısıldamış: “Haklısın. Ama yanlış kararlarıma o kadar güzel 'doğru' dedin ki, sonunda beni de ormanda kuzu kaldığına inandırdım. Şimdi ortada kuzu kalmadığına göre, hesabı kapatma vakti.”


Ormanda rüzgar esmiş, bir fısıltı daha yayılmış: “Liyakatten kaçıp güce biat edenler, gün gelir o gücün ilk öğünü olurlar. Kasabın sadakati, sadece et bitene kadardır.”

bottom of page